Ahmet Selçuk Pirhanoglu
SOKRATES VE İMAM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE: AKIL, HAKİKAT VE AHLAKÎ SORUMLULUK
Kur’an ve Bilimin Işığında Karşılaştırmalı Bir İnceleme
1. İki farklı gelenek, ortak bir problem: İnsan nasıl düşünmelidir?
Sokrates (MÖ 469–399) ile İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (yaklaşık 699–767), farklı uygarlıklarda, farklı düşünce gelenekleri içinde yaşamış iki önemli şahsiyettir. Sokrates Antik Yunan felsefesinin, Ebû Hanîfe ise İslam hukuk düşüncesinin önde gelen isimlerindendir. Aralarında yaklaşık on bir asırlık bir zaman farkı bulunmaktadır.
Bu iki şahsiyetin düşüncelerini karşılaştırırken ilk yapılması gereken, tarihsel farklılıklarını korumaktır. Sokrates’in felsefî sorgulaması ile Ebû Hanîfe’nin fıkhî muhakemesi aynı şey değildir. Sokrates, insanın bilgi ve erdem hakkındaki iddialarını sorgularken Ebû Hanîfe, dinî ve hukukî kaynaklardan hareketle insanların karşılaştığı meseleler hakkında hüküm geliştirmeye çalışmıştır.
Buna rağmen iki düşünürün faaliyetlerinde ortak bir problem bulunmaktadır: İnsan, kendisine sunulan cevaplarla yetinmeli midir, yoksa bu cevapların gerekçelerini araştırmalı mıdır?
Sokrates, insanın bildiğini sandığı şeyleri sorgulamasını ister. Ebû Hanîfe’nin hukuk düşüncesi ise karşılaşılan meselelerin sistematik biçimde değerlendirilmesini, genel ilkelerle somut olaylar arasında bağlantı kurulmasını ve hukukî hükümlerin gerekçelendirilmesini gerektirir.
Bu karşılaştırmanın temel tezi şöyle ifade edilebilir:
Sokrates, insanın düşüncelerini sorgulama yoluyla sınamasını; Ebû Hanîfe ise hukukî sorunları ilkelere dayalı muhakemeyle çözmesini temsil eder. Her ikisi de düşünmenin insan hayatındaki etkin rolünü gösterir; ancak aklın işlevini ve geçerlilik ölçütlerini farklı biçimlerde tanımlar.
2. Sokrates: Bilmediğini fark etmek, düşünmenin başlangıcıdır
Sokrates’in felsefî yönteminin merkezinde, insanın kendi bilgisi hakkındaki kanaatlerini sorgulaması bulunur. O, Atina’da insanlarla konuşarak adaletin, cesaretin, erdemin ve bilgeliğin ne olduğunu araştırmıştır.
Platon’un Sokrates’in Savunması eserinde aktarılan anlatıya göre Sokrates, kendisini bilge sayan kişilerin gerçekten ne bildiklerini araştırmaya yönelir. Bu sorgulamalar sonucunda, bazı kişilerin bildiklerinden emin olmalarına rağmen iddialarını yeterince gerekçelendiremediklerini görür.
Burada önemli olan, Sokrates’in bütün bilgileri reddetmesi değildir. Onun yöntemi, bilginin sınırlarını ve iddiaların tutarlılığını sınamaktır.
Sokrates’in sorgulama yöntemi üç aşamada incelenebilir:
- İddianın ortaya konulması: Kişi, adalet veya erdem gibi bir kavram hakkında ne düşündüğünü açıklar.
- Gerekçelerin sınanması: İddianın hangi varsayımlara dayandığı ve bu varsayımların tutarlı olup olmadığı araştırılır.
- Çelişkilerin açığa çıkarılması: Kişinin başlangıçta savunduğu görüş ile kabul ettiği diğer önermeler arasında çelişki varsa bu durum gösterilir.
Felsefe literatüründe elenkhos adı verilen bu yöntem, bazen muhatabın başlangıçtaki kanaatini savunamaz hâle gelmesiyle sonuçlanır. Ancak her sorgulama yeni bir kesin bilgiye ulaşmaz; kimi zaman tartışma, mevcut cevabın yetersizliğinin anlaşılmasıyla sona erer (Cooper, 1998; Stanford Encyclopedia of Philosophy, 2022).
Bu sonuç da önemlidir. Çünkü düşünsel olgunluk, her soruya hemen cevap verebilmekten ibaret değildir. Bazen doğru düşünmenin ilk adımı, henüz yeterli bilgiye sahip olmadığını kabul etmektir.
2.1. Sokrates’in ahlâk anlayışı
Sokrates’in sorgulaması yalnızca teorik bilgiyle sınırlı değildir. Onun temel meselelerinden biri, insanın nasıl yaşaması gerektiğidir.
Platon’un Kriton diyaloğunda Sokrates, haksızlığa uğramanın bile haksızlık yapmayı haklı çıkarmayacağını savunur. Bu yaklaşım, ahlâkî kararların yalnızca kişisel çıkar, korku veya toplumsal baskıyla belirlenmemesi gerektiğini gösterir.
Burada iki ilke öne çıkar:
- Bir davranışın yaygın biçimde kabul edilmesi, onu kendiliğinden ahlâklı kılmaz.
- Kişinin kendi çıkarı, her durumda ahlâkî doğruluğun ölçüsü olamaz.
Sokrates’in yaşamı, düşüncenin kişisel sorumlulukla ilişkisini de ortaya koyar. Bununla birlikte, onun düşünceleri hakkındaki bilgilerimizin büyük ölçüde Platon, Ksenophon ve Aristophanes gibi farklı kaynaklardan geldiği unutulmamalıdır. Tarihsel Sokrates ile Platon’un diyaloglarında anlatılan Sokrates’i tamamen özdeş kabul etmek metodolojik açıdan sorunludur (Stanford Encyclopedia of Philosophy, 2022).
3. Ebû Hanîfe: Bilgiyi hukukî muhakemeye dönüştürmek
Ebû Hanîfe’nin düşünce dünyası, insanın karşılaştığı somut sorunlara hukukî ilkeler çerçevesinde cevap bulma çabası etrafında şekillenmiştir.
Kûfe’de yaşayan Ebû Hanîfe, farklı kültürlerin, ticari ilişkilerin ve hukukî ihtilafların bulunduğu bir ortamda faaliyet göstermiştir. Onun içinde yer aldığı Irak hukuk geleneği, özellikle kıyas ve sistematik akıl yürütmeye verdiği önemle tanınır.
Ebû Hanîfe’nin yöntemini anlamak için dört kavramı birbirinden ayırmak gerekir:
Nass: Kur’an ve sünnette yer alan, hukukî değerlendirmede temel alınan metinsel kaynaklar.
Kıyas: Hükmü bilinen bir meseleyle yeni bir mesele arasında ortak gerekçe kurarak sonuç üretme yöntemi.
İçtihat: Hukukî kaynakları ve ilkeleri değerlendirerek bir mesele hakkında hükme ulaşmak için gösterilen ilmî çaba.
İstihsan: Genel kıyasın ortaya çıkardığı sonuçtan, daha güçlü bir hukukî gerekçe nedeniyle ayrılmayı ifade eden yöntem.
Bu kavramlar, Ebû Hanîfe’nin düşüncesini sınırsız veya kaynaksız bir akılcılık olarak yorumlamanın yanlış olduğunu gösterir. Onun hukukî muhakemesi, İslam hukukunun kaynakları ve kendi döneminin ilmî tartışmaları içinde şekillenmiştir.
Shahawy’nin (2020) araştırması, Ebû Hanîfe’nin kıyasın sistematikliğini önemserken onun her durumda yeterli sonuç vermeyebileceğini de dikkate aldığını ortaya koymaktadır. Bu bakımdan istihsan, hukukî tutarlılıkla somut meselelerin özelliklerini birlikte değerlendirme çabasının bir parçası olarak ele alınabilir.
3.1. Ebû Hanîfe’nin düşüncesinde varsayımsal muhakeme
Ebû Hanîfe’nin hukukî düşüncesinde dikkat çeken özelliklerden biri, yalnızca ortaya çıkmış olaylara değil, muhtemel hukukî sorunlara da ilişkin değerlendirmelere yer verilmesidir.
Bu yaklaşım, karşılaşılabilecek ihtimalleri önceden düşünmeye ve hukukî ilkelerin farklı durumlarda nasıl uygulanabileceğini araştırmaya imkân sağlar.
Burada Sokrates’le önemli bir karşılaştırma yapılabilir. Sokrates, bir iddianın sonuçlarını sorular aracılığıyla sınarken Ebû Hanîfe’nin içinde bulunduğu hukuk geleneği, bir hükmün farklı olaylara uygulanmasının sonuçlarını araştırabilir.
Ancak bu benzerlik, iki yöntemin özdeş olduğu anlamına gelmez. Sokrates’in sorgulaması öncelikle felsefî ve ahlâkî iddiaların sınanmasına yöneliktir. Ebû Hanîfe’nin muhakemesi ise hukukî hüküm üretme ve hukukî ilkeleri yeni durumlara uygulama amacını taşır.
4. Bilginin kaynağı: Sokrates ile Ebû Hanîfe nerede ayrılır?
İki düşünür arasındaki en önemli farklılıklardan biri, bilginin hangi kaynaklardan ve hangi yöntemlerle doğrulanacağı meselesidir.
Sokrates’in felsefî yöntemi, muhatapların ileri sürdüğü iddiaları ve kabul ettikleri önermeleri sorgulamaya dayanır. Tartışmada bir iddianın tutarlılığı, savunulabilirliği ve ahlâkî sonuçları önemlidir.
Ebû Hanîfe’nin hukuk düşüncesinde ise akıl yürütme, dinî ve hukukî kaynaklardan bağımsız değildir. Kur’an ve sünnet, hukukî muhakemenin temel referansları arasında yer alır. Kıyas ve istihsan gibi yöntemler, bu kaynaklarla ilişkili hukukî sorunları değerlendirmeye hizmet eder.
Bu ayrım şöyle özetlenebilir:
| Boyut | Sokrates | Ebû Hanîfe |
|---|---|---|
| Temel faaliyet | Felsefî sorgulama | Hukukî hüküm geliştirme |
| Başlıca hareket noktası | İddialar, kavramlar ve önermeler | Dinî ve hukukî kaynaklar ile somut meseleler |
| Yöntem | Diyalog, soru-cevap, çelişki sınaması | Kıyas, içtihat, istihsan ve hukukî değerlendirme |
| Temel sorun | Bir iddia gerçekten savunulabilir mi? | Bir mesele hakkında hangi hükme, hangi gerekçeyle ulaşılmalıdır? |
| Bilginin sınanması | Mantıksal tutarlılık ve felsefî sorgulama | Kaynaklara uygunluk, hukukî gerekçelendirme ve yöntemsel tutarlılık |
| Hedef | Bilgi, erdem ve iyi hayat üzerine düşünmek | Hukukî sorunları ilkeler çerçevesinde çözmek |
Bu tablo, Sokrates’in vahiy karşıtı veya Ebû Hanîfe’nin akıl karşıtı olduğu anlamına gelmez. Böyle bir karşıtlık, iki düşünürü de basitleştirir.
Asıl farklılık, aklın hangi bilgi düzeni içinde ve hangi amaçla kullanıldığıdır.
Sokrates’in yöntemi, insanın iddialarını eleştirel sorgulamaya açar. Ebû Hanîfe’nin yöntemi ise hukukî muhakemeyi dinî kaynaklar ve fıkhî ilkeler çerçevesinde sistematikleştirir.
5. Otorite karşısında düşünce: İtaat, eleştiri ve sorumluluk
Sokrates ile Ebû Hanîfe’nin karşılaştırılmasında otorite meselesi önemli bir yer tutar. Ancak burada tarihsel anlatılarla kesin olarak belgelenebilen olguları birbirinden ayırmak gerekir.
Sokrates, Atina’da gençleri yozlaştırmak ve dinî kabullerle ilgili suçlamalar sonucunda yargılanmış, MÖ 399’da ölüm cezasına mahkûm edilmiştir. Onun yargılanması, düşünce özgürlüğü ile toplumsal ve siyasal otorite arasındaki gerilim açısından tarihsel bir örnektir.
Ebû Hanîfe hakkında ise Emevî ve Abbâsî yönetimleriyle ilişkisi, kadılık teklifini kabul etmediği ve baskılara maruz kaldığı yönünde geleneksel biyografik anlatılar bulunmaktadır. Bu anlatılar değerlendirilirken kaynakların tarihleri, rivayetlerin aktarılma biçimleri ve sonraki dönemlerde oluşan menkıbevî unsurlar dikkate alınmalıdır.
Dolayısıyla iki düşünürün otorite karşısındaki tutumları hakkında basit bir özdeşlik kurmak yerine, ortak bir soruyu öne çıkarmak daha uygundur:
Bir insan, toplumsal veya siyasi otorite ile kendi hakikat ve sorumluluk anlayışı arasında çatışma yaşadığında nasıl davranmalıdır?
Sokrates’in yaşamı, felsefî sorgulamanın siyasi ve toplumsal sonuçları olabileceğini gösterir. Ebû Hanîfe’nin hayatına ilişkin anlatılar ise hukukî bağımsızlık, ilmî kanaat ve siyasi otorite arasındaki ilişkinin İslam düşüncesindeki örneklerinden biri olarak incelenebilir.
Bununla birlikte, Ebû Hanîfe’nin bütün tarihsel tutumlarını modern anlamda laiklik, demokratik muhalefet veya insan hakları kavramlarıyla açıklamak anakronizm riski taşır. Benzer şekilde Sokrates’i de günümüzün bütün demokratik değerlerini eksiksiz temsil eden bir düşünür olarak sunmak doğru değildir.
Tarihsel örneklerden çıkarılabilecek temel sonuç, otoritenin kendi başına doğruluğun ölçütü olmadığı; iddiaların ve kararların gerekçelerinin de değerlendirilmesi gerektiğidir.
6. Ahlâkî cesaret: Doğru bildiğini savunmak yeterli midir?
Sokrates’in ve Ebû Hanîfe’nin düşünsel mirasları, ahlâkî cesaret kavramı üzerinden de karşılaştırılabilir.
Ancak ahlâkî cesaret, kişinin yalnızca karşı çıkması veya bedel ödemesi anlamına gelmez. Bir düşünce uğruna risk almak, o düşüncenin mutlaka doğru olduğunu kanıtlamaz. İnsanlar yanlış inançları uğruna da cesur davranabilirler.
Bu nedenle ahlâkî cesaretin en az üç unsuru bulunmalıdır:
- Savunulan düşüncenin gerekçelendirilebilir olması.
- Kişinin kendi çıkarından bağımsız olarak ahlâkî sorumluluğunu dikkate alması.
- Kendi kanaatinin de eleştirilebileceğini kabul etmesi.
Sokrates’in sorgulama anlayışı, insanın kendi bilgisini sınamasını öne çıkarır. Ebû Hanîfe’nin hukukî muhakemesi ise bir hükme ulaşırken yöntemsel ve hukukî gerekçelerin önemini gösterir.
Buradan çıkarılabilecek sonuç, ahlâkî cesaret ile eleştirel düşüncenin birbirini tamamlaması gerektiğidir.
Cesaret, düşüncenin yerine geçemez; düşünce de ahlâkî sorumluluk olmadan bilgelik hâline gelemez.
7. Kur’an perspektifi: Akıl, vahiy ve hikmet
Sokrates ile Ebû Hanîfe arasındaki karşılaştırma, Kur’an’ın düşünce anlayışıyla ilişkilendirildiğinde daha geniş bir çerçeveye kavuşur.
Zümer suresinin 18. ayetinde şöyle buyrulur:
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ
Anlamı: “Onlar sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar.” (Zümer 39:18; ayetin ilgili bölümünün anlam aktarımı).
Bu ayet, sözü dinleme ve değerlendirme ilişkisi bakımından ele alınabilir. Ayetin tefsirinde, doğruyu araştırma ve uygun olanı seçme boyutları önem taşır.
Muhammed suresinin 24. ayetinde ise Kur’an üzerinde tedebbür edilmesi istenir:
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ
Anlamı: “Kur’an’ı derinlemesine düşünmüyorlar mı?” (Muhammed 47:24; ilgili ifadenin anlam aktarımı).
Bu ayet, dinî metinle ilişkinin yalnızca lafızları okumakla sınırlı olmadığını; anlam üzerinde düşünmenin de önem taşıdığını gösterir.
Bununla birlikte Kur’an’ın düşünce anlayışını Sokrates’in yöntemiyle özdeşleştirmek mümkün değildir. Kur’an’ın epistemolojik çerçevesinde vahiy, insan aklı, ahlâk ve sorumluluk birbiriyle ilişkilidir. Sokrates’in yöntemi ise Antik Yunan felsefesinin kavramsal ve diyalektik gelenekleri içinde değerlendirilmelidir.
Ebû Hanîfe’nin yaklaşımı, bu iki örnekten farklı olarak, dinî kaynaklar ile hukukî muhakeme arasındaki ilişkiye odaklanır.
Bu karşılaştırma, akıl ile vahyin zorunlu olarak birbirinin karşıtı olmadığını göstermeye yardımcı olabilir. Ancak akıl ile vahiy arasındaki ilişkinin sınırları ve yöntemleri, farklı teolojik ekollerde ayrıca tartışılmalıdır.
8. Üçlü sentez: Sorgulama, muhakeme ve hikmet
Sokrates ile Ebû Hanîfe’nin karşılaştırılması, Kur’an’ın rüşd ve hikmet kavramlarıyla birlikte ele alındığında, düşünsel olgunlaşmayı açıklamak için üç aşamalı bir model önerilebilir.
Birinci aşama: Sorgulama. İnsan, kendisine sunulan iddiaları, gelenekleri ve kendi kabullerini değerlendirmeye açar. Sokrates’in yöntemi bu aşamada örnek oluşturur.
İkinci aşama: Muhakeme. İnsan, eldeki bilgileri, ilkeleri ve gerekçeleri sistematik biçimde değerlendirir. Ebû Hanîfe’nin hukukî düşüncesi bu aşamanın önemli bir örneğidir.
Üçüncü aşama: Hikmetli eylem. İnsan, vardığı sonuçları ahlâkî sorumlulukla hayata geçirir. Kur’an’ın adalet, emanet, doğruluk ve sorumluluk çağrıları bu boyutla ilişkilendirilebilir.
Bu model, Sokrates’in veya Ebû Hanîfe’nin bütün düşüncesini açıklama iddiası taşımaz. Amaç, farklı düşünsel geleneklerden hareketle insanın bilinçli karar verme kapasitesinin nasıl geliştirilebileceğini göstermektir.
Burada özellikle vurgulanması gereken nokta, sorgulamanın tek başına yeterli olmadığıdır. Sorgulama, gerekçelendirme ve ahlâkî sorumlulukla birleştiğinde daha bütünlüklü bir olgunluk anlayışı ortaya çıkar.
9. Sonuç: Düşünen insan ve sorumlu insan
Sokrates ile Ebû Hanîfe, farklı tarihsel bağlamlarda aklın insan hayatındaki rolünü ortaya koyan iki önemli şahsiyettir.
Sokrates’in felsefî sorgulaması, insanın bilgi iddialarını sınamasına, çelişkilerini fark etmesine ve daha bilinçli bir hayat arayışına katkıda bulunur. Ebû Hanîfe’nin hukukî muhakemesi ise genel ilkeler ile somut meseleler arasında bağlantı kurarak sistematik hüküm geliştirme çabasını temsil eder.
Bu iki yaklaşım arasındaki ortaklık, yöntemlerinin aynı olmasında değil, düşünmenin etkin bir faaliyet olarak insan hayatına dâhil edilmesindedir.
Sokrates’in sorgulaması ile Ebû Hanîfe’nin hukukî akıl yürütmesi, Kur’an’ın rüşd ve hikmet kavramlarıyla birlikte ele alındığında, insanın yalnızca bilgi alan değil, bilgiyi değerlendiren ve sorumluluk üstlenen bir özne olarak yetişmesinin önemi ortaya çıkar.
Bu nedenle insan yetiştirme idealini yalnızca ezber, itaat veya bilgi aktarımıyla sınırlamak yeterli değildir. İnsanların gerekçeleri değerlendirmeyi, farklı görüşleri anlamayı, kendi yanlışlarını fark etmeyi ve hak ile adalet karşısında sorumluluk üstlenmeyi öğrenmeleri gerekir.
Sokrates bize düşüncelerimizi sorgulamayı, Ebû Hanîfe hukukî sorunları ilkelerle değerlendirmeyi hatırlatır. Kur’an’ın rüşd ve hikmet kavramlarıyla birlikte düşünüldüğünde ise bu iki örnek, aklın ahlâkî sorumlulukla birleştiği bir insan yetiştirme idealine katkı sunar.
Bilgelik, her soruya hazır cevap vermek değildir. Bilgelik, doğru soruları sorabilmek, gerekçeleri dikkatle değerlendirmek, yanlışını kabul edebilmek ve ulaşılan bilgiyi insanlık yararına kullanabilmektir.
Kaynakça
Cooper, J. M. (1998). Socratic elenchus, or refutation. In Routledge Encyclopedia of Philosophy. Routledge. https://www.rep.routledge.com/articles/biographical/socrates-469-399-bc/v-1/sections/socratic-elenchus-or-refutation
Diyanet İşleri Başkanlığı. (t.y.). Kur’an Yolu Türkçe meal ve tefsir. https://kuran.diyanet.gov.tr/
Plato. (1966). Plato in twelve volumes: Vol. 1. Euthyphro, Apology, Crito, Phaedo, Phaedrus (H. N. Fowler, Trans.). Harvard University Press.
Shahawy, H. (2020). Abū Ḥanīfa and the legal logic of 2nd/8th century Iraq. Diyanet İlmi Dergi, 56(4), 1405–1424. https://doi.org/10.61304/did.811535
Stanford Encyclopedia of Philosophy. (2022). Socrates. https://plato.stanford.edu/entries/socrates/
Akademik yayın öncesi not
Ebû Hanîfe’nin siyasi otoriteyle ilişkisi ve kişisel görüşleri hakkında kesin ifadeler kullanılmadan önce erken dönem biyografik kaynakların ve sonraki rivayetlerin karşılaştırılması gerekir. Aynı şekilde Sokrates’in düşüncelerini aktarırken Platon ve Ksenophon’un anlatıları arasındaki farklılıklar gözetilmelidir. Bu iki noktanın derinleştirilmesi, karşılaştırmanın tarihsel güvenilirliğini artıracaktır.
